DOLAR 5,5773
EURO 6,1735
ALTIN 271,2
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28°C
Parçalı Bulutlu

Erdoğan; İstiklal marşımızı okumak şereftir. O da şerefli olanlara yakışır

04.02.2019
70
A+
A-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Cumhurbaşkanı Özel” TRT ortak yayınında, Serdar Karagöz ve Sermin Baysal Ata’nın sorularını cevaplandırdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının satır başları şöyle;

Özellikle teşekkür ediyorum. Böyle manifestoyu açıkladıktan sonra ilk toplantıyı TRT ortak yayınında yapmak bizi ayrıca mutlu etti. Tarihi Çengelköy Çınaraltı Çay Bahçesi’nde vatandaşlarla 1,5 saat dertleştik, sohbet ettik, çaylarını içtik onlar da bizim çaylarımızı içtiler. Çenkelköy’ün 15 Temmuz darbe girişiminde özel bir manası var. Kuleli bir tarafta bir tarafta merkez bir tarafta köprü bu bakımdan unutulur bir yer değil. Çengelköy hakikkatten çok ciddi bir direniş ortaya koydu. Onun için de ilk toplantımı buradan başlatayım dedim. Uzun zamandır da gelmemiştirb Çınaraltı bizim biraz da geçmişimizden bu yana anlamlı bir yerdir ve Çınaraltı’nda hem dostlarla hem gençlerle orada bulunan tüm İstanbullu hemşehrilerle bir araya gelmek beni çok mutlu etti.

“Ayın 14’ünde Putin ile bir araya geleceğiz”

Bildiğiniz gibi dörtlü zirveyi burada yaptık yani sayın Putin, Merkel ve Makron ile olan dörtlü zirvemiz. Suriye’ye yönelik olan o zirveyi şu anda bulunduğumuz konumda onlarla bir araya geldik. Tabi dışarıda Boğaz’a yönelik ayrıca fotoğraf çekimlerimiz olmuştu ama burada da çok kararlı bir müzakereyi gerçekleştirdik. Malum Birleşmiş Milletler’den De Mistura’nın da katılmış olduğu o zirvede biz tüm belirlediğimiz başlıkları onunla paylaştık ve o süreç o yönüyle de devam ediyor. Belirleyici olup olmadığı meselesi ayrı fakat buna zenginlik katan bir süreçti zaman zaman o da İstanbul Zirvesi olarak anılıyor. Kısa bir süre önce sayın Putin ile malum Moskova’da bir araya geldiğimde yine İstanbul Zirvesi’ni andık. Yine ayın 14’ünde de Soçi’de bir araya geleceğiz. Soçi’de daha önce başlattığımız zirvenin ikinci turuna başlayacağız. Yine orada da Rusya Federasyonu – Türkiye – İran üçlü olarak bu zirvemizin tekrarını yapacağız. Temenni ediyorum ki bu güzel gidişe yeni bir anlam kazandıracak yeni bir güç katacak. Çünkü Suriye’deki malum bu süreç Cerablus, Afrin, İdlib bütün bunlardan sonra her geçen gün daha iyiye doğru gidiyor. Temmennimiz odur ki bunu bu şekilde devam ettirelim ve geri dönüş başlayan bu bölgelerde Suriye halkı kendi topraklarına dönme imkanını bulsun.

“Yerel yönetim dediğiniz zaman akla ilk gelen çevredir, temizliktir”

Her şeyden önce bir defa bir yerel seçime gidiyoruz. Bu yerel seçimde bir genel seçimin etkisi olur mu olmaz mı diye soracak olursanız tabiki onun da olacak hele hele bizim gibi şu anda iktidarda olan bir siyasi partinin buradaki bakışında merkezi yönetim ile yerel yönetim arasındaki uyum çok çok önemli. Yani bir yerde yereli merkezi taşıyacağınız gibi merkezi de yerele taşıyacaksınız ki hizmetler çok farklı şekilde kendini gösterme imkanı bulsun. Özellikle bu dönemde dikkat edilirse halkımızın sıkıntıya düştüğü ve siyasi hareketlerin de üzerinde pek durmadığı bazı sıkıntılar var. Yani yerel yönetim dediğiniz zaman akla ilk gelen şey şudur; Çevredir, ilk gelen şey temizliktir. Eskiden ben mesela 1994 seçimlerine girerken üç şey ile girdim. Çöp, çukur, çamur. Niye? Çünkü İstanbul bu çöp, çukur ve çumurdan çok çekmişti. Çöp dağları vardı, çukurlar vardı, her taraf çamurlar içerisindeydi. Temizlik denen birşey yoktu, İstanbul’un suyu yoktu, hava kirliliği almış başını gidiyordu böyle bir İstanbul. Bunu tabi şu anki genç kuşak bilmez. Özellikle ilk defa oy kullanacak gençler hiç bilmez. Ancak annelerinden babalarından dinlediyseler bunu bilirler. Şimdi hafıza i beşer nisyan ile malüldür unutur insanoğlu ama bunları anlatmak lazım.

1994 öncesi İstanbul’da nasıl bir manzara vardı?

Zira yerel yönetime talip olanların önce bu konuda kararlılığının olması lazım dertli olması lazım. Yani eğer bir belediye tertemiz değil pırıl pırıl değilse çöpten çukurdan o beldeyi o ilçeyi o ili arındırmıyorsa biz ona belediye demeyiz. Önce buradan işe başlamamız lazım. Tabi bütün bunların yanında İstanbul’da o dönemde yaşadığımız en önemli şey bir belediye için su konusu. İstanbul’da su yoktu. Ben belediyeyi CHP’den almıştım. CHP belediyesinden aldığım bu İstanbul’da susuzluk ki İstanbul o zaman 8 milyon nüfusu vardı. Şu anda son nüfus sayımı yapıldı yaklaşık 15,5 milyon İstanbul bir nüfusa ulaştı. Dünyada bazı devletler değil orta boylu devletler artık bu nüfusta. Yani İstanbul bir devlet. Şimdi böyle bir şehri yöneteceksiniz böyle bir şehri yönetirken çöp benim sorunum değil diyemez bir belediye. Senin sorunun. Yollar benim sorunum değil diyemez, hava kirliliği benim sorunum değil diyemezsin. Göreve geldiğimde İstanbul’un doğru dürüst doğal gazı yoktu. Ben belediyeden ayrıldığım zaman 1 milyon 250 bin konuta biz o zaman doğal gaz getirmiştik. Onunla İstanbul’un havası temiz hale geldi ve şimdi zaten İstanbul’da doğal gazın neredeyse gitmediği semt, ev kalmadı.

“2040’a kadar İstanbul’un su sıkıntısı olmayacak”

Biz göreve geldiğimizde İSKİ tankerleriyle malesef bazı yerlere su taşıyordu. Ama ben hep hatırlarım o çocukların annelerin ellerinde bidonlarla gidip o tankerlerden su aldığı dönemleri. Daha sonra ne oldu su istasyonları kuruldu hatırlayın. Bir endüstri oluştu oralardan giderlerdi parayla suyunu alırdı ve bununla da kalmaz küvetler o satın alınan suyla doldurulur onunla da banyosunu yapardı. Bu hale gelmiştik. Şimdi kalksın da bir CHP’li desin böyle birşey yoktu. Bunları yaşadık İstanbul’da bunu bizlere yaşattınız. Ama biz geldik bir yılda bir defa bu işi ortadan kaldırdık. Düşünün 110 kilometre Istranca Dağları’ndan 180 kilometre de Melen’den İstanbul’a su getirdik. Bu getirdiğimiz suyla birlikte İstanbul susuzluktan kurtuldu ve suyuna kavuştu. 2040’a kadar da İstanbul’un ciddi manada su sıkıntısı olmayacak. Hava kirliliğini yine o günün bir gazetesi hiç unutmuyorum maske dağıtıyordu. Bunları bizim getirip şöyle ortaya koymamız lazım ve bundan da gücenmemesi lazım CHP’li dostlarımızın. Bu maskeler o zaman dağıtıldı. Niye? Hava kirliliği var herkes maskeleri ile sokağa çıkıyordu böyle bir dönemi yaşadık.

1994 ruhu ne anlama geliyor?

Şunu çok açık net bilmemiz lazım, biliyorsunuz demokrasi yerelde başlar eğer bir siyasi hareket ben bir demokrasi mücadelesi veriyorum diyorsa önce yerel politikayı başarması lazım. Yerel politikayı başaramayanın geneli başarması mümkün değil. Yerelin bir durumu daha var. Yerel halkla kucaklaşma halkla bütünleşme yeridir. Halkla bütünleşme yeri de olduğu için orada bir defa halka eliniz değecek. Elektrik vereceksiniz elektrik alacaksınız. Bunu başarmanız lazım eğer bunu başaramıyorsanız halk sizi sırtında taşımaya mecbur değil. Çöp dağları, su bütün bunlar yok düşünün Ümraniye’de meşhur o facia çöp faciası 34 kişinin ölümü bakın bunun hesabı sorulmadı. Ümraniye belediyesi CHP’li idi Büyükşehir Belediyesi CHP’liydi. Hala kendilerini savunabiliyorlar. Neyi savunuyorsunuz? Neymiş grev varmış eğer grev varsa onun da sorumlusu sensin. Biz bunu aldığımız anda adeta bir devrim ruhu ile aldık.

“Haliç’ten Alibeyköy’e 2,5 milyon metreküp çamur taşıdık”

Mesela ben doğma büyüme Kasımpaşa’lıyım yani Haliç’in kenarında bir yerde doğdum. Ve haftanın Cumartesi günlerinde Fener’de bizim okulumuz İstanbul İmam Hatip Çarşamba’da oradan Fener’e geçerim sandalla oradan da yürüyerek yukarı çıkardık. Fakat koku tahammül edilebilir gibi değildi. Haliç o zamanlar öyleydi. Gün geçti 7 yıl sonra Haliç’in içinde adacıklar oluştu. Ve biz o adacıkların arasından sandalla gidişimizi yapardık. O zaman Sütlüce’de şu an Haliç Kongre Merkezi’nin olduğu yerde hatırlayın kesimhaneler vardı. Orada bir tarafta sakatatların yapıldığı yerlerdi. Şu anki güzellikler nerede. Biz Haliç’te kongre merkezinin temelini attık. Benden sonra gelen arkadaşlarda sağolsunlar tamamladılar. Orada tüm sanatsal etkinlikleri yapıyoruz, toplantıları yapıyoruz ve o malum yerden böyle güzel bir eser meydana geldi. Ama bir taraftan da birşey yaptık o da şu; Biz Haliç’ten Alibeyköy’e 2,5 milyon metreküp çamur taşıdık. 9,5 kilometre bir boru hattı kurduk ve oradan pompaj sistemi ile çamuru Alibeyköy’deki o taş ocağına pompaladık ve orada süzmesini yaptık. Süzdürdük ve çamuru çökertildi su ise tekrar haliç’e pompaj sistemi ile pompalandı. Şimdi o 650 bin metrekarelik taş ocağının olduğu yerde şimdi çocuklar için oyun parkı kuruldu. Böyle bir belediyecilik anlayışı var orada İstanbul halkı gidiyor eğleniyor. Obür tarafta bir Haliç Kongre Merkezi var orada her türlü etkinlikler yapılıyor. Bir diğer tarafta bakıyorsunuz artık rahatlıkla Haliç’te balık avlanabiliyor. Bununla da biz kalmadık daha ileriye gittik Boğaz’ın suyunu biz Haliç’e bağladık. Neden? Çünkü Haliç’e biz eğer o dağları delerek Boğaz’ın suyunu aktarmasaydık şu andaki Haliç’i yakalayamazdık. Çünkü o durgun su ne olacaktı yine eski haline dönecekti. Ama şimdi adeta devirdaim gibi yukarıdan geliyor ve aşağıdan Marmaray ile bütünleşiyor ve artık kirli su gibi birşey söz konusu değil. Böylece orada balık avlayabilir hale geldik. Bunu AK Parti iktidarı olarak biz yaptık.

Bu iş bir aşk işidir eğer varsa bir aşkınız bunu yaparsınız. Ama şimdi bu yeni kuşak Haliç’in böyle bir geçmişi olduğunu öyle zannediyorum ki bilmiyor. Bilmediği için de değerini anlamıyor. Marifet iltifata tabi. Bizim şu anda gençliğimize bunu anlatmamız lazım. Aynı şekilde bakın İzmir’in körfezi böyledir. Orada da şimdi kokudan geçilmiyor. İzmir susuzdu İzmir’i suya kavuşturan yine biz olduk. Kocaeli’de de körfezin durumu felaketti. Birçok suistimallere skandallara Kocaeli neden oldu Yuvacık Barajı ile. Orada da bir dönüşüm değişim oldu buraya geldi. Yani çöp, çukur, çamur derken benim derdim bu. Sene 1992 İstanbul’un biz ilçelerini aldığımızda bütün ilçeler böyleydi. Ama buralarda yaptığımız çalışmalarla tüm o ilçeler modern Güngören oldu modern Bağcılar, Esenler oldu. Bunu tabi yeni kuşağın bilmesi lazım. Bağcılar’da sağolsun Bağcılar halkı büyük oranda bunu biliyor. Esenler halkı bunu biliyor. Güngören halkı bunu büyük oranda biliyor çünkü anneleri babaları onlara anlattığı için böyle bir ilçeymiy burası böyle oldu. Herkes zannediyor ki hizmeti Bakırköy’e verdiler ama oralara hizmet vermediler. Böyle bir İstanbul’du onun için de biz 94 ruhunu CHP dediğimiz zaman çöp, çukur, çamur akla gelir dediğim zaman bunu kastediyorum. AK Parti’de bunlardan arınmak anlamındadır. AK Parti’yi de böyle tanımlıyorum.

Yatay mimari neden önemli?

Az önce de ifade ettiğim gibi belediyecilik işi gönül işidir. Onun için de tüm belediye başkan adaylarımıza şunu söyleyorum; biz şunu bileceğiz, insanoğlu topraktan uzak olmamalı. Toprağa yakın olmalı ve şu anda böyle 50 kat 70 kat bir mimari aslında bizim medeniyet ruhumuza da uygun bir mimari değildir. Bakın şimdi soruşturun inanın o dikey mimaride oturanlar birbirini tanımaz. Ama ben doğduğum büyüdüğüm mahallede o zaman diyelim ki bizim komşularımız Suat abla, Müşerref abla bırakın bizi tanımayı onlar bizi çamurlandığımız zaman alıp yıkarlardı. Annem rahmetli onların çocuklarını aynı şekilde yıkardı. Ve bu muhabbet şimdi yok kayboldu. O yatay mimaride yani okulu ile camisi ile bütün oradaki adeta ailelerin bir araya geldiği kıraathaneleri ile onları merkeze almak suretiyle bir yapılanma bir şehircilik anlayışı çok çok önemli. Biz şimdi yeni dönemde daha önce de buna başladık kısmen TOKİ ile buna doğru bir yöneliş bunu başaracağız. Yani yaptıkları var onlar da yanlışlarını anladılar ama bunun yanında yatay mimari ile yaptıkları da bu konuda da ben kendilerine şunu söylüyorum zemin + 4 bazı yerlerde arazi sorunları var bundan dolayı orada sıkıntı yaşanıyor tabiki. Oralarda bile zemin + 4 bilemediniz zemin + 5 olmalı daha fazla olmamalı. Fakat arsamız var arazi imkan veriyorsa orada bu işi daha da düşürmemiz lazım mesela zemin +3 olsun. Niye? çünkü seyrek olsun hava sirkülasyonu konusunda sıkıntı olmasın ve okulumuz mabedimiz tüm Millet Kıraathanesi hepsi orada olsun ve bir de hepsinden öncelikli olarak Millet Bahçesi olsun. Bu şunu getiriyor bütün orada oturan komşular hep beraber o Millet Bahçesi’nde icabında pikniklerini yaparlar. Çocuklar orada gelir yatar koşar yuvarlanırlar. Ve bu çok daha farklı bir kaynaşmayı sevgiyi artıracaktır. Birbirinin derdi ile dertlenmeyi artıracaktır. Bu tarihin yeniden inşallah bir dirilişi geri dönüşü olacaktır. Bunu başarmamız gerekir diye düşünüyorum. O komşuluk ilişkilerini artırma noktasında bize ayrı bir heyecan kazandıracaktır. Onun için 94 ruhu özellikle bunu diyor ve bunu savunuyorum.

Şehirli Hakları Bildirgesi nedir?

Şimdi burada tabi o şehiri oluşturan halkın da içinde olduğu bir Meclis’in oluşması belediyelerimizin bu noktada şöyle bir seçici davranmak suretiyle orada yaşayan insanlardan oluşan ve zaman zaman onları bir araya getirmek suretiyle bir şehirli halkları bildirgesi hazırlaması bu iki aşamalı olabilir. Birinci kısım tüm bu noktada şehirlerimizi ve şehirlilerimizi kapsayan genel haklar bildirgesinden ibaret olabilir. İkinci kısımda ise her şehrin ve bunun yanında belediyenin kendi özel şartlarını ifade eden karşılıklı sorumluluklar haklar ve yükümlülükler yer alabilir. Yani bunları kapsayan böyle bir adım atıldığı takdirde bu tabi Türkiye için şehirlerimiz için özellikle de büyük şehirlerimiz için çok önemli bir adım olacaktır. Ve ondan sonra belediyelerin ufku bu noktada gelişecek sadece Türkiye için değil inanın dünya için burası örnek alınan bir yer haline gelecektir.

“İBB’yi 2,5 milyar dolar borç ile devraldım”

Biliyorsunuz 1995 Habitat 2 Toplantısı oldu İstanbul’da. Ben belediye başkanıyım ve şu andaki Cemal Reşit Rey o zaman spor sergi sarayıydı ben onu o zaman Kültür Turizm Bakanlığımıza devretmiştim. Çünkü 2,5 milyar dolar borçla devraldım İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni ama devrederken tüm yatırımları yapmanın yanında 1 milyar 250 milyon dolarla borç olarak devrettim. Böyle de bir çalışmamız oldu. Ve Habitat-2 Toplantısı orada yapıldı. Sonunda bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Sonuç Bildirgesi’nde İstanbul Habitat-2’ye göre dünyanın en temiz örnek şehri olarak orada kayda girdi. Bu birşeyi gösteriyor geldiğimizde işe oradan başladık dedik ki temizliği öne çıkaracağız ve bu temizlikle beraber dünyada örnek bir şehir haline geleceğiz. Bir taraftan bizim medeniyetimizde dinimizde temizlik imandandır diyeceğiz ondan sonra temizlik diye birşey olmayacak. Temizliği onların bizden öğrenmesi lazım onun da gereğini yapmamız lazım. Habitat da bunun hakkını verdik ve bunu sonuç bildirgesine de koyduk. Dünyada öyle şehirler biliyorum ki rezillik yani gitmediğim görmediğim böyle bu tür şehirler artık çok az ama bakıyorum ki temizlik noktasında yok.

15 Temmuz gecesi neler yaşandı?

15 Temmuz olayının şöyle bir ortaya konması lazım. 15 Temmuz’un ruhunda ne var? 15 Temmuz’un ruhunda gerçekten milliyetperver vatansever olanlarla milletin düşmanı olanların bu vatanın düşmanı olanların mücadelesi var. Bir Cumhurbaşkanı olarak o akşam İstanbul’a indiğimde tabi bir taraftan F16’lar üzerimizde gidiyorlar, obür taraftan helikopterler gidiyorlar ve bu arada tabi havalimanındaki kule ele geçirilmiş fakat sağolsun o zaman İstanbul Emniyet Müdürüm ve Valimiz süratle o kuleyi boşalttılar ve kuleyi boşaltmak suretiyle biz yere indik. Mesela pilot bana o zaman şöyle birşey sordu; Şu anda inişimiz riskli olabilir dedi. Biz tabi tur atıyoruz. Çünkü son ana kadar İstanbul’a mı Ankara’ya mı gideceğimizi ben pilota söylemedim. Tabi aslında kendi hafızamda hesabımı yaptım ve tam oraya geldik. Tabi ben İstanbul deyince pilot böyle bir sıkıntı olabilir dedi. Dedim ki şu anda bindiğimiz uçak bir defa iniş ve kalkış noktasında hani çok rahat seri hareket edebilen bir uçak. Dolayısıyla sen dedim bunu başarman lazım. Dedi, işte bir kamyon oraya piste koymuş olabilirler veya farklı araçlarla orayı kapatmış olabilirler. Artık sen aydınlatmanla bunu çözeceksin dedim. Tabi artık benim kararlılığımı görünce de pilot bunu yaptı. Tabi indik indik ama üstümüzdekiler dolaşıyor F16, helikopterler fakat çağrımıza halkım milletim hakikatten olumlu cevabı vererek havalimanını zaten doldurmuşlardı. Bende tabi eşim, Berat bey, kızım, torunlarım yanımdalar beraber indik. O andaki haleti ruhiyeyi sizler düşünün ama 23.15’te de bay Kemal meğerse havalimanına gelmiş. O da tankların arasından geçip Bakırköy belediyesine gitmiş. Sonradan öğreniyoruz, dediler ki bay Kemal geldi ve buradan çıktı. Daha sonra da bilgi aldık ki Bakırköy belediyesinden bütün gelişmeleri takip ediyor. Çünkü bizim yanılmıyorsam 01.15 gibi bizde oraya geldik. Daha sonra kendileri diyor ki benim haberim olsaydı ben beklerdim diyor. Biz çağrımızı davetimizi yaptık bütün halk orada ve o andan itibaren zaten birşey başladı. Yani o gecenin katılımcıları AK Parti tabanı ile MHP tabanıdır. Çünkü bu işi bir milli ruhla yaptılar.

Cumhur İttifakı’nın farkı ne?

Şimdi ben her zaman birşey söylüyorum özellikle, bizim MHP ile azami müştereklerimiz var. Ama diğerleri ile bizim böyle bir müşteriğimiz yok. Diğerlerinin ise birbirleriyle inanın bırakın azami müştereklerini CHP’nin HDP ile azami müşterek olabilir ama ne İYİ Parti ile ne Saadet Partisi ile böyle bir birlikteliğinin olacağına ben ihtimal vermiyorum. Fakat çıkar hesapları onları bir araya getirmiştir. Onun için de sayın Bahçeli biliyorsunuz onlara zillet ittifakı diyor bende onlara illet ittifakı diyorum. Ama bizimki Cumhur İttifakı’dır. Cumhur olarak bu milletin geneli ve biz burada hayırda ittifak etmişiz. Burada bütünleşmişiz, burada bir olmuşuz beraber olmuşuz. 7 Ağustos’tan itibaren başlayan bir ittifak bu. 7 Ağustos’ta beyefendi oraya bay Kemal nasıl geldi biliyor musunuz? Ben kendisini davet ettim önce gelmiyordu ve gelmeyeceğini de bildirdiler ve son anda Cuma akşamı döndüler demekki çok baskı yapıldı kendisine ve o mahfillerin yaptığı baskı neticesinde son anda geleceği bildirildi. Onu da herkesin bilmesi lazım. Ondan sonra da zaten bizim o Yenikapı Ruhu’na ters hareket etmeye başladı. Bunu da milletimin bilmesi gerekir diye açıklıyorum. Biz Cumhur İttifakı’nı biz milletimizin bir beka meselesi olarak görüyoruz. Bu ortak beka kaygımızla birlikte gelecekle ilgili müşterek birçok değerlerimizi ortaklaşa ortaya koyabiliyoruz. Diyorum ki bizim bu ittifakımız temennim ve duam o dur ki pazara kadar olmaz, mezara kadar olur.

“HDP eşittir PKK”

HDP eşittir PKK eşittir YPG eşittir PYD. Hiç sağa sola bunu saptırmanın anlamı yok. Gerçek ortada bunu zaten başlarındaki kişiler kendileri açık açık söylüyorlar. Bütün bunlarla beraber dikkat edin bunlar kongrelerinde bile ne bayrağımızı asmışlardır ne İstiklal Marşımızı söylemişlerdir. Bizim kültürümüzde, derneklerin, resmi kurumların bu tür şeylerinde İstiklal Marşı’nı okumak zillet midir? O şereftir. O şeref de şerefli olanlara yakışır. Biz şu anda İstiklal Marşımızı bu gururla bu onurla bugüne kadar okuduk. Bayrağımızı da bugüne kadar bayrakları bayrak yapan üzerindeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır diyerek her zaman gönlümüzde gönderimizde taşıdık taşımaya da devam edeceğiz. Ama diğerlerinin böyle bir derdi yok. Zorla korku belasına bakıyorsunuz şimdi işte bir tane bayrağımızın ufak bir tane tek gelip kongrelerinde salona bazen birileri herhalde uyarırsa asıyorlar. Ama diğerlerinin böyle bir şeyi var sıkıntısı var ve böyle birşey yapamazlar yapmazlar. CHP’nin bunlarla beraber olması zaten anlaşılır gibi değil. Hele hele İYİ Parti’nin, Saadet Partisi’nin bunlarla beraber böyle iş tutması, o da tabi izahı mümkün değildir.

Suriye’de son durum

Türkiye’nin kuzey Suriye politikası Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve bu noktada siyasi birliğini esas alıyor. Biz Suriye halkının dağılıp parçalanmasından yana değiliz. Ne yazık ki şu anda koalisyon güçlerinin böyle bir derdi böyle bir hesabı yok. Fakat biz gerek Rusya gerek İran bu noktada Soçi’de başlayan Ankara’da devam eden Tahran’da devam eden bütün çalışmalarda buna çok çok ciddi kararlı bir vurgu yaptık. Hatta şu anda bulunduğumuz mekandaki İstanbul Zirvesi’nde de burada yine aynı şekilde Rusya-Türkiye-Fıransa-Almanya dörtlü zirvesinde de buna yine vurgumuzu yaptık. Bir defa bizim için Ayn El Arab’tan Kamışlı ve doğuya doğru giden koridoru biz özellikle güvenli bölge olarak ele alıyoruz. Bazıları bunu tampon bölge olarak da değerlendiriyor. Bunun ortalama olarak söyleyeceğim, derinlikleri bunun sayın Trump’ın da ifade ettiği gibi 30-32 kilometre bu bazı yerlerde biraz daha fazla bazı yerlerde biraz daha az olabiliyor. Burayı terör koridoru olarak YPD/PYD bunlar kullanmak istediler biz tabi gerek Cerablus, El Bab Harekatı ile gerek Afrin operasyonları ile bu işi ortadan kaldırmış olduk. İdlib’de bunu çok daha sağlam bir zemine oturtmuş olduk. Eğer İdlib’de de o kararlı duruşumuz olmasaydı en az 300-400 bin İdlib halkı ya sınırımıza ya da sınırı aşmak zorunda kalacaktı içeriye girecekti.

Sıkıntı Münbiç’te, Münbiç’in asıl halkı yüzde 85-90 Arap’tır. Fakat burada öyle operasyonlar yapıldı ki burada Münbiç’in asli yapısı bozuldu. Demografik yapıyı tersine çevirdiler. Buraya PYD/YPG girdi yani PKK girdi. Şimdi biz de diyoruz ki, Obama bana söz verdi. Fırat’ın doğusunu bunlardan boşaltacağız dedi. Böyle birşey oldu mu? olmadı. Sayın Trump geldi ve Trump ile de biz bunu konuştuk O da bunu yapacaklarını söylediler. Ve o zaman Tillerson vardı ve bir yol haritası noktasında bazı adımlar atıldı. Bu daha sonra öyle bir adım atalım ki bir yol haritası da belirleyelim dendi. Bunun için 90 günlük bir takvim gündeme geldi. Yani 90 gün içerisinde bunu göreceksiniz dendi. Peki böyle birşey oldu mu? Ne yazık ki olmadı. Malesef böyle bir adım olmadı. Şimdi ise sanki biraz emarelerini görür gibiyiz. Münbiç’te şu anda diyoruz ki biz bunun etrafında gerek Rusya gerekse biz buradaki devriye olayını bir çözüme kavuşturalım. Şu anda burada böyle bir adım atıldı.

“Tehdit altında yaşamak istemiyoruz”

Biz her zaman Suriye halkının yanında olacağız. Fırat’ın doğusunda sayın Trump’ın “Biz çekileceğiz, çekiliyoruz” sözü var. Temmenni ederim ki bunu kısa süre içerisinde de hallederler. Çünkü biz tehdit altında yaşamak istemiyoruz. Onun için de tehdidin emaresini gördüğümüz anda zaten her türlü hazırlığımız bizim var. Gereği neyse bunu yaparız. Savaş ortamı bunlarda kalkıp da şu tarihte şu tarihde şu bu konuşulmaz. Ne dedik, Münbiç’ten 90 günde çıkacağız dediler ama bakın o 90 gün neredeyse 9 ay oldu çıkmadılar. Ama şu anda tabi niye çıkmıyorsun deyip de kalkıp da buraya operasyon yapacak durumda da değilsiniz. Çünkü hepsinin bir maliyeti var. Bunları da düşünmek durumundayız. Hem insan maliyeti var hem de diğer maliyetler var.

23 bin tır bu bölgeye gelip girmiş olan Irak tarafından silah, araç gereç bütün bunlar bu bölgede. Bütün bunların çekimleri biliyorsunuz TRT sizde de var. Diğer televizyonlarımızda da var. Buralarda bunları izliyoruz. Ve yakalanan silahlar var. Bu silahlar tabi ABD silahları yoğun bir şekilde. Çünkü bırakıp kaçıyorlar. Bir de piyasada bunu satışını yapıyorlar. Mali imkanlardan kaynaklardan bir tanesi de bu. Onun için bu çok yaygın bir şekilde sadece teröristlerde değil oradaki sivil halkın elinde de ABD silahlarını görmek mümkün.

FETÖ elebaşının iadesi

Terörist başının Pensilvanya’da bunun artık Türkiye’ye verilmesinin gerekliliğini defalarca biz kendilerine vurguladık. Çünkü başka şüpheler artık tezahür etmeye başladı. Bütün bu kendileri ile yaptığımız görüşmelerde bunu gündeme getirmemiz orada FBI’ı devreye getirdi. Yani FBI’ın bazı çalışmalarına bizler de tanık olduk. Temenni ederim ki FBI’ın bu çalışmaları neticesinde buradan artık bir karar çıkması sağlanabilir. Fakat bunların tabi çok daha geçmişe dayanan Kongre’de ayakları var kimin FETÖ terör örgütünün. FETÖ terör örgütüne gönül veren vatandaşlarımın hala bu hassasiyeti anlamamalarını anlamak mümkün değil. Bunlar adeta tapıyorlar. Sıkıntı burada ve hakkında öyle eserler yazmışlar hala yazmaya devam ediyorlar ki yani bunu Müceddid ilan ediyorlar. Garip garip şeyler var. Bunu tabi bizim konuşmamız bizim söylememiz belki bize biraz ağır olacak zor olacak ama artık bunu söylemek zorundayız ki buna hala körü körüne inanan arkasından giden haşa tapan bu insanlar gerçekleri bir öğrensinler takip etsinler ve acaba sorusunu onlar cevap arasın. Bazı eserler önümüze getiriliyor biz onları görünce şok oluyoruz. Bizim bu noktada Trump ile bundan sonra da yapacağım görüşmelerde yine kendisine bunları söyleyeceğim. Bu sorgulamayı biz ilerlettikçe ABD’deki faaliyetler zora giriyor. Onlar da bu noktada bizim yanımıza doğru şöyle kayıyorlar. Fakat biz tabi bunu yine işlemeye devam edeceğiz. Mesela dünyadaki birçok ülkede artık bunların lider konumundaki elemanlarını bize teslim etmeye başladılar. En son Azerbaycan’dan yine çok çok önemli bir ismi bize sağolsun İlham Aliyev kardeşim teslim etti. Daha önce verilenler vardı. Aynı şekilde Kosova’dan altı yedi tanesi alındı. Düşünebiliyor musunuz bunlar oralarda hükümeti düşürebilecek hale gelmişlerdi.

Şimdi bir Soros ne ile anılıyor parasıyla anılıyor. Adam parasıyla ülkelerde darbe yapıyor. Aynı şey mesele bizim meşhur Gezi olaylarının arkasında yine o var. Bunu biz söylediğimizde birileri çıktılar bunu farklı yerlere kanalize ettiler. İlla Soros’un o işin içinde aktif kişi olarak bulunması şart değil onun maşaları var. O maşalara karşı da Türkiye’de savcılık, yargı harekete geçtiği zaman birileri rahatsız oluyor. Olay bu buraya dayanıyor. Dolayısıyla figuranlarla uğraşma olayının yanında bir de arkada bu işin asıl sahibinin perde gerisinde kimler olduğunu görelim artık. Daha yapılacak çok operasyon var. Devletin içinde var, devletin çeşitli kurumlarında, polisimizde, askerimizde var. Onun için kolay değil, yani bu adeta metastas yapmış. Bütün bünyeyi sarmış.

Cemal Kaşıkçı cinayeti

Kaşıkçı olayı gerçekten ülkemizde cereyan etmiş bir olay olması hasebiyle ciddi manada rahatsız eden bir olay. Herşeyden önce 15 Suudi ajanının 2 uçakla buraya gelmiş olması ve İstanbul’da bir grubun daha önceden gelip bazı tedbirlerini alması ikinci grubun ardından gelmesi ve Cuma günü sayın Kaşıkçı’nın oraya gittiğinde Salı günü de olabilir diyerek göndermiş olmaları sonra Salı günü geldiğinde de malum operasyonun yapılmış olması tabi eşi dışarıda malum bekliyor. Nişanlısını içeriye almıyorlar tabi bütünüyle olaya baktığımızda burada ben iki şeye dikkat çekmek isterim. Bir tanesi, Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr diyor ki işi reddediyor. Nereye atıyor topu yerli işbirlikçilerle yaptık diyor. Bu çok önemli peki Veliaht Prens ne diyor? Başkonsolosluktan çıktı ve ayrıldı diyor. Şimdi kimsenin kimseyi aldatmaya hakkı yok. Başkonsolosluktan çıkmış olsa dışarıda nişanlısı bekliyor nişanlısını alır beraber ayrılırlar. Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr yerli işbirlikçi diyor yerli işbirlikçi ise kim o yerli işbirlikçi? Her ikisini de bir kenara koyduk tabiki her ikisi de yalan. Birisi Veliaht Prens diğeri Dışişleri Bakanı. Daha sonra ne oldu Dışişleri Bakanını görevden aldılar. Burada başka bir durum var bizim özellikle dost bildiklerimizden peki bizi bilgilendirmeyecek misiniz? diyenlere istihbaratımızın kapısını açtık. Onlara dinlettik. Kendi istihbaratçısı diyor ki bu bir felaket bunlar morfinlenmiş diyor. Bunu sağlıklı birisi yapamaz diyor. Bu operasyonu yapanın adli tıp mensubu bir yarbay olduğu belli. Şimdi bu operasyonu yapanın o olduğu ve ben bu işleri kesip biçmeyi iyi bilirim diyor. Bunu bu şekilde yaparken insanın hakikatten yüreği ağzına geliyor. Bu ne vahşettir bütün bu vahşet karşısında hala ben ABD’nin sessizliğini anlayamıyorum. Biz bunu biliyorsunuz ABD istihbarat örgütü CIA’e de dinlettik. Biz istiyoruz ki herşey açığa çıksın. Ortada bir vahşet var, cinayet var. Niye gizliyor sunuz? Biliyorsunuz bizim de misafirimiz oldu Senatör Graham, Kaşıkçı cinayetini 2019 yılında Kongrenin gündeminde tutacağına bize söz verdi.

Türkiye ekonomisi

Bize biliyorsunuz ekonomik alandaki saldırı ilk değil. Bize bu saldırının bir nevini geçmişte de yaptılar 2008’de. Biz onları da yine aldığımız başarılı tedbirlerle hatta benim o meşhur teğet geçti sözüm vardı. Bizi hiç rahatsız etmeden geldi geçti. Buradan halkıma seslenmek istiyorum. Bir defa biz bu ülkede görevi üstlendiğimiz zaman Türkiye’nin milli geliri neydi şu anda Türkiye’nin milli geliri nedir? Buna bir baktığımız zaman nereden nereye geldiğimiz ortada. Kişi başına milli gelirin 3 bin 500 dolar olduğu bir ülkeyi biz bir ara biliyor sunuz 11 bine kadar çıkarttık. Şu son dönemde 10 bin küsür dolarda 2017 sonu itibarıyla söylüyorum. Dolayısıyla bu noktada 10 bin 602 dolar gibi bir seviyeyi yakaladı tabi enflasyonda da biz yüzde 7’lere düşmüştük. Ama faiz oranları da 4,6 da idi. Daha sonra tabi bu Gezi olayları ile bir tırmanma söz konusu oldu ve çift haneliye enflasyon biliyorsunuz çıktı. Şimdi de son gelinen aşamada malum işte politika faizi 24 enflasyon da 20 civarında bu noktaya düştü. Temennim o ki şu anda Merkez Bankası’nın bazı açıklamaları var, Hazine ve Maliye Bakanımızın yaptığı açıklamalar var bu açıklamalar inşallah tahmin olmaktan öte gerçek hale bir an önce gelir. Türkiye olarak benim düşündüğüm şey şu; Biz ekonomide ayakları sağlam basan bir ülkeyiz. Hayali değiliz ayakları sağlam basan bir ülke olarak da yatırımlarımızla bir defa yolumuza devam ediyoruz. Yatırımlarda durmak diye birşey yok. Şu anda Borsa İstanbul ciddi manada adeta pik yaptı yani 100’ün üzerinde buralara kadar tırmandı. Demek ki dünya gidecek yer olarak nereyi görüyor? Türkiye’yi görüyor ve buraya geliyor. Bunun yanında da bizim ihracatımıza bakıyoruz göreve geldiğimizde 36 milyar dolar ihracatımız varken şu anda ihracatımız bizim hamdolsun 168 milyar doların üzerine çıktı. Siz de bir güç, potansiyel varsa bunu yaparsınız. Bu bir artışın olduğunu gösteriyor ve bu konudaki bu kararlı yükseliş devam ediyor. Büyümeye bakıyoruz bizim 2003-2017 yılları arasındaki büyüme oranımız 5,9 civarındaydı şimdi bunu korumak veya bunun biraz altında da olsa böyle bir durumda bile olsak bu büyümemizin de devam ettiğinin bir alameti falikasıdır. Ben büyümede de geri gideceğimize ihtimal vermiyorum. Savunma Sanayinde biz çok ciddi atılımları gerçekleştiriyoruz. Savunma sanayi gerçekten bir ülkenin ekonomisinde adeta ona pik yaptıran sektörlerdir. Burada hani o beyaz yakalı dediğimiz beyin takımlar var ya onlar var. Siz eğer dışarıya ithalle para aktaracaksanız onu siz ithal ile değil siz bizzat yapıyorsanız üretiyorsanız bizim şu anda savunma sanayinden elde ettiğimiz rakamlara baktığmıız zaman 2 milyar doların üzerinde savunma sanayi ürünlerinin ihracatından elde ettiğimiz imkanlarımız var. Turizmde bizim şu anda sadece 40 milyon yabancı turist 6 milyon da yerli turist. Dışarıdan Türkiye’ye gelmek suretiyle 46 milyon şu anda bizim turist noktasında 2018’i böyle kapadık. Mali noktada da 30 milyar dolar turizmden bir gelir elde ettik. Bunlar da yine Türkiye’nin nereden nereye geldiğini gösteriyor. İstihdamda da 33 milyona yaklaşan işgücü arzı ile tarihimizin en yüksek rakamına ulaştık. Bunların bence artarak devam edeceğine inanıyorum. Turizmdeki bu patlamaylada mevsimlikteki kaybımızı peyder pey azaltacağız.

“Bizim görevimiz halka hem sağlıklı hem ucuz ürün yedirmektir”

Büyük şehirlerde soğutma sistemleriyle modern haller kurulması, ürünlerin sağlıklı şekilde halka ulaşmasını sağlayacak. Bunları yaptığımız zaman bu sıkıntıları da büyük ölçüde aşacağız. Biliyoruz ki vatandaşım, tarımla uğraşan halkım, domatesi 2 liraya, 3 liraya orada satıyor, ama öbür tarafta 8 liraya, 9 liraya, 10 liraya, hatta bazen daha da yüksek fiyatla satıldığını görüyoruz. Bu nereden kaynaklanıyor? Aracıdan, tefeciden kaynaklanıyor. Bu işi böyle sürdürmek mümkün değil. Bazı arkadaşlar belki siyasi endişeyle ‘Bunu böyle düşünmeyelim, şöyledir, böyledir, filan…’ Yani bunu böyle düşünmeyeceğiz ne yapacağız? Bizim görevimiz devlet olarak halkına hem sağlıklı hem daha ucuza ürün yedirmektir. Bunu bizim başarmamız şart. Bunu aynen ette de yaptılar. Ette müdahale etmek zorunda kaldık. ‘İthal edeceğiz.’ dedim. ‘Burada üretenler ne yapacak?’ Tamam da o da fırsatçılık yapmasın. Biz de yurt dışından et ithal ettik. Çünkü o ara 35-36-37 liraya kadar kıymanın fiyatı çıktı. Şimdi ise bu fiyatlar 30’un altına düştü. Yine ben arkadaşlarımıza söylüyorum. Aynen bu böyle devam ederse biz, et ithaline devam ederiz. Et ithalinde de aracılara maracılara fırsat vermeden bunu da en ideal şekilde planlamamız lazım. Bakanımız da bu konuda hassasiyet gösteriyor. Aynı şekilde tarlada ürünü hale ulaştırmak ve halden bunun satışını da en uygun fiyatlarla, en uygun imkanla, sağlıklı bir şekilde vatandaşımıza ulaştırma gayreti içinde olmamız lazım. Bu işin üzerine üzerine gidiyoruz. Kimse siyasi endişeye kapılmamalı. Hal Yasası’yla birlikte gerek marketler gerekse bakkal dükkanları vesaire ama bir de tabii çarşı pazar. Çarşı pazar da ‘Markette fiyat böyle oldu, benim fiyatım da böyle olsun.’ diyerek vatandaşımızı sömürmemeli.

Yeni Askerlik Yasası

Nihai noktayı buna henüz Savunma Bakanlığımız koymadı ama 3, 6, 9, 12 gibi bir düzenlemenin üzerinde duruluyor. Burada bedelliyi bir kenara koyuyorum çünkü bedelli noktasında olay, şu anki uygulamanın hemen hemen aynısı şeklinde bir durum söz konusu. Özellikle 3, 6, 9’da mesela yedek subay olarak yapmadan tutun da astsubaya varıncaya kadar bütün bunların hepsinin bir değerlendirmesi şu anda yürütülüyor. Bana özet olarak verdikleri bilgilere baktığım zaman inanıyorum ki halkımızı, gençlerimiz çok daha rahatlatacak ve birikimi ortadan büyük ölçüde, büyük oranda kaldıracak bir sistemi inşallah getiriyor. Kısa zamanda da bunu zannediyoruz açıklarız.

“Yerel belediyecilikte çok ciddi bir reformlar yapılmalı”

Aday tanıtımlarıyla ilgili gittiğim iller vardı. Onları daha geri plana alacağım. Hiç gitmediğim büyükşehirler ve diğer iller var. Bizde biliyorsunuz iller dedikleri aslında merkez ilçelerdir. İlin bütününü kapsamaz. Mesela benim memleketim Rize, Rize Belediyesi dediğimiz zaman Rize merkez ilçe demektir, diğer ilçeleri kapsamaz. Hatta bununla ilgili de bir çalışma yapsak da onları da adeta büyükşehir benzeri hale getirsek diye bir düşünce vardır. İlçeler, beldeler bunların hepsini böyle böyle bir şeye getirsek o zaman hizmet almada oralar çok daha büyük imkanlara kavuşacaktır ama şu anda belde belediyelerindeki duruma baktığınız zaman o kadar büyük imkanlara sahip olamıyor ama bir ilçe belediyesi altında yapsa belki daha büyük imkanlara sahip olacaktır.

Bu tespiti belediye başkanlığından gelmiş birisi olarak ve zaman zaman arkadaşlarıyla yaptığı müzakereler neticesinde vardığını aktaran Erdoğan, “Bundan dolayı da aslında bizim yerel belediyecilikte çok ciddi bir reformu yapma zorunluluğumuzun da olduğuna özellikle inanıyorum. Temennim odur ki bu seçimlerden alacağımız dersle, bu seçimler neticesinde elde edeceğimiz kazanımlarla inşallah gelecekte bunun da hazırlıklarını yapar, adımlarını atarız.

Halkıma, milletime özellikle gönül belediyeciliği anlayışıyla yaklaşacak belediye başkanları noktasında, halkına efendi olmaya değil hizmetkar olmaya gelecek belediye başkanlarını oyunu verirken değerlendirirse kazanan olacaklarına inanıyorum. Çünkü bu noktada halkına tepeden bakan adeta sanki halkı ona oy vermeye mecburmuş gibi bakanlarla bir yere gidilmez ama ‘ben senin hizmetkarınım’ diyecek olan belediye başkanları olursa onları da desteklemek suretiyle el birliğiyle, gönül belediyeciliğini iktidara taşırsak bilsin ki AK Parti zaten 16 yıldır bunun ispatını yapmıştır, bundan sonra da yapmaya devam edecektir. Meclis listelerinde de arkadaşlarıma hep telkinim şudur: Ana kademe, kadın kolları, gençlik kolları, muhakkak meclis listelerinde yerlerini alacaklar. Çünkü her birinin hitap ettiği bir yapı var. Ana kademenin hitap ettiği, kadın kollarının, gençlik kollarının. Hepsini kucaklayacak, kuşatacak bir meclis anlayışıyla demografik yapı orada neyi gösteriyorsa onu, tüm o şehirde kimlerden oluşuyorsa hepsini kucaklayacak bir belediye meclis anlayışıyla meclis listelerini de hazırlayıp halkımızın karşısına öyle çıkalım talimatını da verdim. İnşallah bu anlayışla halkımızı kucaklayarak 31 Mart’tan büyük bir başarıyla çıkalım istiyorum.

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.