DOLAR 6,0455
EURO 6,7538
ALTIN 248,4
BIST 86.796
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Çok Bulutlu

Toplumsal cinsiyet eşitliği bir dayatma mı?

Toplumsal cinsiyet eşitliği bir dayatma mı?
15.05.2019
376
A+
A-

Hukuk Vakfı Başkanı Av. Muharrem Balcı’nın Genç Öncüler ile gerçekleştirdiği röportaj enine boyuna toplumsal cinsiyet eşitliğini anlatıyor.

1) Toplumsal cinsiyet eşitliği nedir?

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, tanım olarak İstanbul Sözleşmesinde geçmektedir. Sözleşmeye göre Toplumsal Cinsiyet, “Belirli bir toplumun (Dikkat! Yaradılışın değil) kadınlar ve erkekler için uygun gördüğü sosyal olarak inşâ edilen (kurgulanan) roller, davranışlar, etkinlikler ve yaklaşımlar anlamına gelir.” M.3/c Toplumsal Cinsiyet Eşitliği de, toplumun cinsler için uygun gördüğü davranışların, değerlerin eşitlik içermesi, ayrımcılık yapılmaması anlamına kullanılmaktadır. Ancak dikkat edilecek nokta, yaradılışın değil, toplumun belirlediği cinslere karşı ayrımcılık yapmamak dayatılıyor. Bunun için de kadın erkek belirlemesinin reddi, her türlü yasal veya illegal yollarla, reklam ve dayatmalarla, sözüm ona eğitilmiş kitlelerin, toplumun lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel cinslerin, hatta yanına bir + getirerek, ileride başka sapkınlıkların da kabul etmesi ve bu kurgulanmış cinsler arasında ayrımcılık yapılmaması sağlanmaya çalışılıyor.

2) Toplumsal cinsiyet eşitliğin,“eşitlik”kavramıyla masum gösterilmeye çalışılıyor, gerçekten masum mu?

Şeytan sağdan yaklaşır” deyimi, tam da buraya uygun bir deyim. “Kadına karşı şiddet ve ailenin korunması”nda başat kavramlar ‘aile’ ve ‘şiddet’ kavramlarıdır. Bu kavramlar, yapılacak ifsad için masumiyet algısı oluşturuyor. Şiddet ve ayrımcılık aklı başında insanların kabullenmeyeceği kavram ve olgulardır. Bazı kendini bilmez ve hasta kişilerin, zaman içinde toplumda şiddet ve ayrımcılık ifadeleri, kabulleri ve şiddet uygulamaları, toplumsal cinsiyet taraftarlarına malzeme teşkil ediyor. Şiddet kavramı üzerinden Masumane(!) yaklaşımlarla bir ifsad politikası rahatlıkla uygulanabiliyor.
Bir de aile kavramını kullanıyorlar ki, aslında İstanbul Sözleşmesinde kesinlikle aile kavramı kelime olarak bile geçmiyor. Aksine aile yerine “ev” kullanılmış. Çünkü ailede ana – baba ve çocuklar var. “ev”de ise partnerler. Ayrı veya aynı cinslerden oluşmuş “partner”ler. Dolayısıyla aile kavramını yasada göstermelik olarak kullansalar bil aile kavramına şiddetle karşılar. Bunu kadın hareketinin ve eşcinsellerin gösteri ve yürüyüşlerinde görebiliriz.

3) Toplumsal cinsiyet eşitliğini dayatanların maksadı nedir?

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği bir ifsad projesidir. Nihai tahlilde asıl amacı, insan türünün sonlandırılarak, farklı bir türün veya türlerin oluşturulmasıdır. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projesi, küresel aktörlerin, dünyayı küçük bir azınlık tarafından yönetilen, yönetici azınlığın dışında köle kitleler oluşturmayı, sonrasında da bu kitleleri bağımlılaştırarak köleleştirmeyi, bilahare bu köleleşen uydu topluluğu bir yandan değişime uğra- tarak hayvanlaştırmayı, değişime uğratmayı, yeni cinsle ve yeni türler yaratmayı, böylece daha bir sömürülür hale getirmeyi amaçlayan projedir. Bunu Harari’nin ifadelerinden anlayabiliyoruz. Yuvan Noah HARARİ Davos’ta yaptığı konuşmada, ““Gelecekte, bildiğimiz insan türünün sonu gelecek, yeni bir türle karşılaşacağız. İnsan, gelecekte, “beden, beyin ve zihin” tasarımı yapabilen, yeni bir tür tarafından yönetilecek. Harari, insanın geleceğine, “veri”ye sahip olanların hükmedeceğini belirtiyor.
“Veriyi kontrol edenler, yaşamı da kontrol edecek.”
Bir başka ifadesiyle, Tanrı tasarımına karşı akıllı tasarım.
Sanırım “goyim” kavramını çok kişi biliyordur. Siyonizmin, Yahudiler haricinde herkes için kullandıkları kavramdır goyim. Binek hayvanı anlamına gelmektedir. Yönetici azınlık (ki 500 milyon kişi civarında öngörülmektedir), dışında kalanların, goyim/binek hayvanı olarak tasarlanması.2 Bunun adı, insanları hayvanlaştırarak, Harari’nin ifadesiyle “farklı tür” yaratmaktır.

yosef–yahudi-olmayanlar-hayvan-hukmunde.html
Haham Ovadya Yosef: “Yahudi olmayanlar hayvan hükmünde”, http://ydh.com.tr/HD6359_haham-ovadya- 2

Veriye sahip olan birkaç elin hükmü altındaki dünyada, insanlığın, “sınıflara ayrılmayacağını”, “farklı türlere” ayrılacağını vurguluyor.”3
Küresel aktörlerin kimler olduğunu da iyi biliyoruz. Nitekim bu ifsad projesinin destekçilerinin, fonlayıcılarının, Rockfeller ve Rochild vakıfları ile batılı devletlerin büyükelçiliklerinin olduğu proje yürütücülerinin açıklamalarından anlaşılmaktadır. Feminist hareketin ve eşcinsel hareketin bu nihai amaçtan ne kadar bilgisi olduğu sorusu bence meçhul, ancak ilk dalga feministlerden yazar Nancy Fraser, “Feminizm, kapitalizmin bir odalığı haline getirilmiştir” demektedir.4 Benzer şekilde Alev Alatlı da goyim kavramına ve projeye dikkat çekmektedir.5
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği küresel bir projedir, aşağıda sayılı küresel projelerle birlikte değerlendirilmelidir:
 Eşcinsellik, küresel bir proje…
Çünkü bu projenin köklü politik sonuçları var. Kur’ân’ın “Ateşe çağıran önderler” dediği bir grup/odak/karar verici bir merkez var. Bu merkezin, çok önemsediği bazı projeler var. Bunlar arasında;
 Ölümsüzlük/anti-aging
 Yapay zekâ/silikon beyinler,
 laboratuvar ortamında üretilmiş şuur/bilinç
 İnsan kopyalama/yaratma
 Geleceği okuma/bilme/kontrol altına alma
 Düşünceleri okuma/sinelerde saklı olanı bilme

4) Bu meselenin ibnelikle, lezbiyenlikle bir bağlantısı olabilir mi?

Doğrudan bağlantısı var. Hatta bunlarla da sınırlı değil, transseksüellik, biseksüellik ve artıları, yani pedofili(çocuklarla), zoofili(hayvanlarla cinsel ilişki), nekrofili(cesetlerle cinsel ilişki) ile de ilgisi var. Nitekim Hollanda’da bir parti tüm bunların hepsini içine alan bir tüzükle faaliyettedir.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, uluslar arası bir Sözleşme olarak İstanbul Sözleşmesinde yer alırken, Sözleşme imzacı devletlere bazı yükümlülükler getirmektedir: Türkiye’nin de 11 Mayıs 2011 tarihinde imzaladığı, 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe soktuğu İstanbul Sözleşmesinin ilgili maddelerine baktığımızda:
Taraflar, kadın erkek için kalıp rollere dayanan ön yargıları, örf ve âdetleri, gelenekleri ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla kadın
http://www.muharrembalci.com/hukukdunyasi/tce/891.pdf
Yuvan Noah HARARİ’nin 2018 DAVOS KONUŞMASI https://www.youtube.com/watch?v=bg27nJb7Rck https://www.dunyabulteni.net/kultur-sanat/feminizm-kapitalizmin-odaligi-mi-oldu-h296437.html

Ali KOÇAK,
Feminizm kapitalizmin odalığı mı oldu?,

Alev Alatlı’dan iddialı sözler: Asıl mesele “Goyim”, https://odatv.com/asil-mesele-goyim-02081814.html

erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır. M.12/1

5) AK Parti gibi muhafazakâr bir iktidar döneminde, üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet kulüpleri ve MEB’deki ETCEP projesi ile ne amaçlanmaktadır?

Sorunuzun cevabı biraz da “muhafazakârlıkla ilgilidir ve muhafazakârlık tam da böyle bir şeydir. Üstesinden gelemeyeceğiniz, izahta zorlanacağınız, ancak başka bir menfaat elde etmek istediğiniz için, aklınıza yatmasa bile içselleştirmek zorunda hissettiğiniz bir konunun hayata geçmesinde kullanılmaktır. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği bir AB projesi olarak Türkiye’nin gündemine geldi. Esasen Batı’da çok önceleri uygulamaya konmuş, denenmiş, anlatılanın aksine söylenenin tam tersi sonuçları ortaya çıkmış bir proje. Nitekim Dr. Mücahit Gültekin ve Meryem Şahin bu gerçeğe bir raporla dikkat çekmişler, ilgilileri uyarmışlardı. İktidar partisi ve muhalefet, kimi muhafazakâr, kimi anlamaz, kimi kasti olarak İstanbul Sözleşmesini imzaladı. İmzalamakla kalmadı devlet politikası haline getirdi. Devlet politikası haline getirilince tüm devlet kurumlarında anlatılması, eğitimlerinin verilmesi kaçınılmazdı ve bu yapıldı. İlk ve Orta Öğretimde ETCEP (Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Elitliği Projesi) eğitimleri pilot okullarda yapılmaya başlandı ve ME Bakanının “uygulama bitti” demesine rağmen tam hızla devam ediyor. YÖK’ün genelgesi gereği de yükseköğretimde zorunlu veya seçmeli ders olarak okutuluyor. Öğrenci kulüpleri eliyle de yaygınlaştırılıyor. Ayrıca feminist ve eşcinsel STK’lar bu eğitimde partner ve düzenleyici olarak yer alıyor.

6) 2011 İstanbul Sözleşmesi masum bir sözleşmesi mi bir ifsat sözleşmesi mi?

İstanbul Sözleşmesi feminizmi ve eşcinselliği tanıtmak, benimsetmek ve yaygınlaştırmak üzere kotarılmış küresel bir projedir. İnsanlığın efendiliğine soyunmuş, Kur’an’ı Kerimin “Ateşe çağıran önderler” dediği “bir avuç karar vericiler”in dünyaya dayattığı bir projedir. Okul öncesinden başlayan toplumsal cinsiyet eğitimi, üniversiteye kadar devam edecek.
– Yaklaşık 20 yıl süren eğitim sonunda, feminist kalıplara göre şekillenmiş bireyler ortaya çıkacak;
– Yeni bir erkeklik ve kadınlık biçimi ortaya çıkacak.
– Erkekleri kadınsılaşırken, kadınlar, erkeksileşecek.
Anayasa’nın da üstünde yer alan (AY m.90) İstanbul Sözleşmesi ile eşcinsellik, yasal güvence altına alındı. İstanbul Sözleşmesi’nin 4. maddesi bu güvenceyi veriyor.
Madde 4. Bireylerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi görüş ya da farklı görüşe sahip olma, ulusal ya da sosyal menşe, … cinsel tercih/yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, …. başta olmak üzere, işbu Sözleşme hükümlerinin, Taraflar tarafından uygulanması güvence altına alınmıştır.
Madde 14/1. Taraflar, gerektiğinde, öğrencilerin gelişen kapasitesine uygun olarak, kadın erkek eşitliği, kalıplaşmamış toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerde şiddet içermeyen çatışma çözümleri, kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişisel bütünlük hakkı gibi konulara ilişkin öğretim materyallerine resmi müfredata ve eğitimin her seviyesine eklenmesi için gerekli adımları atar.. M.14/1

7) Bakara suresinin 205. Ayetinde “Kur’an’ın bu ayetine karşılık yukarıda Harari’nin sözlerini hatırlatmakta yarar var. Harari az sayıda karar vericilerden bahsediyor. Bu karar vericilerin veriye sahip olarak insan topluluklarını değiştireceklerini, yeni bir tür ortaya çıkaracaklarını söylüyor. Bu söylemi, teknolojinin geldiği noktada, robot teknolojisi ve robotlar, yapay zekâ, silikon beyin, ölümsüzlüğü bulma, laboratuar ortamında üretilmiş şuur/bilinç, insan kopyalama/yaratma, geleceği okuma/bilme/kontrol altına alma, düşünceleri okuma/sinelerde saklı olanı bilme gibi teknolojik ve ideolojik çalışmalarla birlikte düşündüğümüzde, nasıl bozgunculuk çıkaracakları, ekini nasıl mahvedecekleri açıkça ortaya çıkıyor.
İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez.”  buyruluyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi özelinde düşünüldüğünde, “ekini ve nesli mahvetmek” nasıl anlaşılır?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.